Cosmo Kapak Kızı: Melis Sezen

Modern aşkın izinde, sıcak kumların örttüğü çölle masmavi denizin buluştuğu noktada, Sealine Desert, Doha’dayız. Başrolde kumlardan denize doğru korkusuzca koşan, tutkuyla dans eden yetenekli oyuncu Melis Sezen var. Modern aşk onun için çöllerin yakıcı kumları gibi mi yoksa denizin ferahlatıcı enginliği mi, merak ediyoruz. Melis için aşk her yerde: Yürüdüğü toprakta, dans ettiği müzikte, hayatındaki insanlarda.
Güneş, Katar’ın başkenti Doha’nın kum tepeleri üzerinde yükselirken, Melis Se-
zen çölün yalnızlığında, deniz kıyısında tüm enerjisi ve kendine güveniyle parlıyor. İlk ışıkların çölün altın rengiyle dans ettiği o büyüleyici anlarda Melis, çok sevdiği doğanın dinginliğiyle kendi içsel gücünü harmanlıyor. Giydiği parıltılı elbiseler güneşten rol çalarken onun hem zarafetini hem de özgürlüğünü simgeliyor. Çekim boyunca arkada çalan Miley Cyrus-Flowers’a kendini kaptırıyor, bir kadının kendine olan tutkusunu anlatan sözlere eşlik ediyor: “Kendime çiçekler alabilirim, kumlara adımı yazabilirim...”

Uçsuz bucaksız gibi gelen Doha çölünde bir anda karşımıza çıkıyor masmavi deniz Aşkın modern dünyadaki anlamını sorguladığımız bu ay, Doha iki farklı aşk tanımı çıkarıyor önümüze. Çöllerin şehvetli, yakıcı ve kurak atmosferi mi olmalı aşk yoksa denizin engin, sakin, yepyeni dünyaları bize açan
suları mı? Bugünün aşk tanımı bizi aynen böyle bir ikileme sokuyor.
Melis Sezen’le Doha’nın sonsuz çöl ve denizinde geçirdiğimiz 24 saatte modern aşkın gerçek anlamını bir kez daha fark ediyoruz: Kendini olduğu gibi kabul etmek, sokaklarda özgürce dans etmek, tutkularının peşinden gitmek ve hayatın her parçasını özür dilemeden sevmek.
Çöldeki çekimlerde sapsarı kumların arasında düşe kalka ilerlerken şarkı söylüyor Melis, denizin maviliğine koşarken ise dans ediyor. Bize de kendi sonsuz enerjisini sunuyor.
Bir Cumhuriyet Şarkısı, Deha ve Aralık ayı sonunda vizyona girecek Şımarık gibi
birbirinden farklı karakterleri canlandırdığı yapımlarda oyunculuk kariyerini bir üst seviyeye çıkaran Melis Sezen, karizması ve büyüleyici yeteneğiyle bize bir kadının tamamen kendi olabilmesinin tartışılmaz gücünü hatırlatıyor. Ve evet, bazen aşk biraz kumlu olabilir ama bu bile onun güzelliğini azaltmaz.
Bir Cumhuriyet Şarkısı filmi, Deha dizisi ve şimdi de yakında vizyona girecek Şımarık filmi. Bu sezon yoğun olduğu belli olan bir Melis Sezen var. Nasıl hissediyorsun?
Çok heyecanlı ve her şeyden önce şükran dolu hissediyorum. Hayallerimin yolculuğunda bambaşka dünyalarda, bambaşka karakterlerdeyim. Üçü de birbirinden o kadar farklı dünyaya ve karakterlere sahip ki... Öncelikle Bir
Cumhuriyet Şarkısı’nın yeri bambaşka, o “hepimizin filmi”. Yürekten söylüyorum ki kendisine “Ne mutlu Türk’üm diyen” herkes o filme gitmeli, ayrı bir gurur.
Deha’da ise İmre çok derin çok girintili çıkıntılı, aynı zamanda kaynağı gürül gürül akan bambaşka bir karakter, birlikte keşfetme yolculuğundayız. Karanlık ve ışık bir arada. Şımarık deyince içim kıpır kıpır oluyor. O ise komik, absürd,
çok eğlenceli ve kocaman bir dünya, daha önce bu türde bir filmde Asena gibi at binen bir kadını oynamamıştım.

Seni çok farklı karakterlerde ama hep özgün ruhları canlandırırken izledik. Kendini en yakın hissettiğin karakter kim olurdu?
Çok teşekkür ederim, ne mutlu bana böyle söylemeniz! Çok kıymetli benim için. Hayat verdiğim her karakteri çok sevdim, her şeyleriyle anladım onları, zamanla derinleştikçe de hem karakterlerde hem kendimde başka kapılar açtım.
Çok yoğun hissettiklerim, hepsi benden başka yönleri taşıyor tabii. Melis
olarak hiç benzemesem de çok yoğun bütünleştiklerim var. Ama Melis’in karakterine en çok hangisi benziyor diye bakarsam Gülcemal dizisindeki
Deva ile çok benziyoruz. Ki bu hafta Gülcemal’in finali oldu İtalya’da! Bir ay
önce Milano’ya Gülcemal için bir TV programına konuk oldum ve inanılmaz büyük bir sevgiyle karşılaştım. Ama hep kalbim biliyordu ki Gülcemal yurt dışında çok sevilecekti, başından beri söyledim bunu. Deva’nın kaynağı yüreği, en büyük gücü inancı, dik başlılığı, cesareti, inadı. Aynı zamanda yumuşacık bir kalbi var, doğayla kurduğu ilişki ve tabii ki hep Allah ile konuşması, teslimiyeti, duaları...
Oyunculuk hayatına nasıl girdi?
Oyunculuk hep vardı aslında ama onun oyunculuk olduğunu anlamam 10 yaşımda oldu. Bir şeyleri anlatırken hep canlandırarak, yaşayarak anlatırdım. Film mi izliyorum, o filmdeki karakter olur, odamda başka senaryolar yazar, onu
oynardım kendi kendime. Ya da tamamen kendim hikayeler yaratır, karakterler çıkarır, oynardım. 5. sınıfta drama dersimiz vardı ve benim en sevdiğim dersti.
Öğretmenimiz anneme “Melis tiyatroya başlamalı kesinlikle, çok seviyor” diyor. Annem de beni her cumartesi-pazar, gerçekten sonsuz şükürler olsun, Silivri’den Cihangir’e Müjdat Gezen Sanat Merkezi’ne götürdü. Tiyatro için sahneye ilk 10 yaşımda çıktım, bir daha inmedim! Lise sona kadar devam ettim, hep kamera önü istiyordum. Üniversiteye girince kamera önüne geçtim. Oyunculuğu çok seviyorum ve sonsuz şükürler olsun ki, yaşamı keşfetme yolculuklarımdan biri oyunculuk.
Kariyerini başından bugüne “Melis dönemlerine” ayırsan kaça bölünürdü? Neden?
Ben dönemlere ayırmayı sevmiyorum çünkü her an minik minik bütüne dönüşüyor. O minikler de kocaman dünyalar aslında. O yüzden hayata kocaman bir yolculuk olarak bakıyorum. Her an dönüşen, Allah’ın izniyle gelişen, genişleyen...

Senin için bir tutku da dans. Kendini müziğin ritmine bırakıp dans ettiğin videoları Instagram’da paylaşıyorsun ve hep çok konuşuluyor. Dans senin için ne anlam ifade ediyor?
Dans, yaşamın özünden gelen bir şey, ruhun dili gibi... Kelimelerin ötesinde... Kelimeler zaten yüzeyde kalıyor ya dans akışta olmak demek, akışta olmak demek özle bir olmak demek... Dans her şey.
Amsterdam sokaklarında doyasıya dans ettiğiniz bir video vardı. Ona bakınca özgürlüğüne düşkün, enerjik bir kadın görüyorum. Bu enerjini nasıl sağlıyorsun?
Çok teşekkür ederim! Evet! Deva ile Septimius Awards’ta en iyi kadın oyuncu adayı oldum. Üstümde şahane kırmızı elbisem vardı ve yağmur yağıyordu. Yağmuru çook severim! O coşkuyla bir oldum, çok eğlendim çok! Kırmızı elbisem-ben-Amsterdam-yağmur! Sonra ödül törenine girdik. Tek kaynağım inancım, teslimiyetim, her şey sevgi, doya doya yaşamak lazım!
Melis Sezen’i neler motive eder?
Ailem her şeyim, sonsuz şükürler olsun ki. Doğa, toprağa basmak, ormanda olmak, deniz kenarında olmak, suda olmak. Dans etmek, kitap okumak ve tabii ki her şeyin ötesinde kim nasıl diyorsa önemli değil, kalpten Yaradan
ile konuşmak.
Koç Üniversitesi mezunusun. Bir mezunlar gününde eski dans kulübünün etkinliğine katılmıştın. Orada genç kadınlar hayranlıkla seni izliyordu. Üniversite yıllarına dönüp baktığında bugünleri nasıl hayal ediyordun?
Koç Üniversitesi Medya ve Görsel Sanatlar benim hayalimdeki okul ve bölümdü. Koç’u çok isteme sebeplerimden biri de dans kulübünün çok iyi olmasıydı. Tercih döneminde festivallerini izlemiştim. Kampüsüne gittiğimde zaten aşık
oldum ama en sevdiğim yer olan sahneye baktım ve “Ben o sahneye çıkacağım” diyerek yaptım tercihimi, sonsuz şükürler olsun!
Koç Dans Kulübü çok aktif bir kulüp, öylesine dans etmiyoruz kulüpte. Her şeyimizle dans ediyoruz, yaşam biçimimiz oluyor, derste olmadığımız her an danstayız. Ben de hem salsa hem tango gösteri grubundaydım. Aynı zamanda tangoda hocanın asistanlığını yapıyor, her çarşamba akşamı milongalara, tango gecelerine ve cuma akşamları Latin gecelerine gidiyordum.
Aynı ailenin geçmişte aktif bir parçası olarak bu sene onlarla festivali kutlamaya gitmek inanılmaz bir histi! Gündüz oyunlarında jürilik yaptım, danslar inanılmazdı! Ne hissettiklerini, ne yaşadıklarını çok iyi biliyorum. Gündüz ben de full dans ettim, nasıl da özlemişim! Bol bol sohbet ettik, biri "Salsada olduğunuzu biliyorduk, başka dans yapıyor muydunuz?" dedi. Aynı dönemde olduğumuz bir arkadaşım vardı, “O ne demek, tango denince Melis denir” dedi. Nasıl mutlu oldum anlatamam, çok seviyorum o ruhu!
Hayal etme kısmına gelince ben üniversite birde kamera önüne başladım, hazırlıkta zaten dansta gösterilerdeydim. Daha sonra birinci sınıfta hem çalışıyor, ilk işim olan Hayat Bazen Tatlıdır’da Asya’ya hayat veriyor, hem tango ve salsa gösteri grubunda dans ediyordum. Birlikte gelişti diyebiliriz.
Koç’ta medya okudun. Eğer bir gazeteci olup Melis Sezen’le röportaj yapsaydın ona hangi soruyu sorardın?
Voov! Bu şu ana kadar karşılaştığım en yaratıcı soru. İnsanın kendine soru sorması, başlı başına bir şey sanırım. “Güç derse güç, inanç derse inanç, kelimesi ne ise damarlarında ne akıyor, niye buradayız sence?” diye sorardım. Cevap sevgi, her şey sevgi.
Nedir bu modern aşk, nasıl yaşanır?
Cosmo’nun bu ayki teması ‘modern romantizm’. Basit bir tanımı var mıdır aşkın senin için?
Aşkın tanımı var mı? İlk çağrışımlarını söyleyebilirim sadece her şey, öz, yanmak, içinden geçmek, dönüşmek, hediye, nimet, sonsuz kaynak.

Kemer: Moda editörüne ait
Başına “modern” eklediğimizde sence aşkta ne değişiyor?
Ahh, modern denince ilk akla gelen teknolojinin hayatımızı ne kadar değiştirdiği oluyor değil mi? İnsan ilişkileri üzerindeki etkisi yadsınamaz. Tabii ki her çağ ile insan da sürekli değişiyor, dönüşüyor fakat ben biraz eskiyi severim. Oğlak burcuyum, tabii toprak grubu. Lisede en sevdiğim kitaplar romantizm akımının etkili olduğu yıllar ya da 19. yüzyılda geçen aşklar, kontlar düşesler... Ya da mesela en sevdiklerimden biri Emily Bronte'nin Uğultulu Tepeler'i.
Modern deyince ilk canlanan teknoloji ve sosyal medyanın hızı oldu bende. Maalesef çağımızın getirisiyle insanlar artık birbirlerinin gözlerinin içine çok az bakıyor, genelde birbirlerine aralarına ekran koyarak telefonlardan bakıyorlar. Herkesin bir “profili” oluştu. Dinlemek, teknolojinin hızıyla çok azaldı. “Tahammül” edilmeme ve maalesef yüzeyselleşme söz konusu. Sevgi neydi, sevgi emekti. Değiştir profili... Ama bu modern zamanda aşk yok, aşk yüzeyselleşti mi demek? Hayır. Yaşam olduğu sürece aşk vardır. Yeter ki yürekler açık olsun... Aşk sensin zaten.
“Yaşam olduğu sürece aşk vardır. Yeter ki yürekler açık olsun… Aşk sensin zaten”
Aşkı sadece ikili ilişkiler olarak da ele almıyoruz. Hayatta aşk diyebileceğimiz pek çok şey var. Sana o duyguyu neler hissettirir?
İnancım, Yaradanım, ailem, doğa, orman, çıplak ayak toprağa basmak, deniz, dans, köpeklerim, kedilerim, oyunculuk, resim, kitap okumak, sahnede olmak... Ah her hücrenizle her şey aşk sanırım, yeter ki akışa bırakabilelim... Güzel bir
yemek, yağmur ve ahh kokular. Güzel bir rüya... Sanat her dalıyla duyguların ifade ediliş biçimi.
Oyunculuk ve dans olarak düşündüğümüzde, aşkını nasıl ifade edersin?
Kalplerinde sevgiyi keşfeden ve sevgiyle dönüşen karakterler muazzam... Yüreğin gücünün anlatılmasını, gösterilmesini çok seviyorum! Oyunculuk ve dans birbirine çok benziyor aslında. Ne kadar akışa bırakırsan, o kadar bütün
oluyorsun, o kadar mucizeler çıkıyor ortaya, aşk çıkıyor yani
aşk oluyorsun.
Sanat her dalıyla duyguların ifade ediş biçimi. Oyunculuk ve dans olarak düşündüğümüzde, aşkınızı nasıl ifade edersiniz?
Kalplerinde sevgiyi keşfeden ve sevgiyle dönüşen karakterler muazzam... Yüreğin gücünün anlatılması gösterilmesini çok seviyorum! Oyunculuk ve dans birbirine çok benziyor aslında ne kadar akışa bırakırsan, o kadar bütün oluyorsun o kadar mucizeler çıkıyor ortaya, aşk çıkıyor yani aşk oluyorsun.
“Aşkın tanımı var mı? İlk çağrışımlarını söyleyebilirim sadece her şey, öz, yanmak, içinden geçmek, dönüşmek, hediye,nimet, sonsuz kaynak.”
İzlediklerin, okudukların arasında seni etkileyen bir modern aşk hikayesi var mı?
Jennifer Lopez, Amazon Prime videoda, müzikal olan yeni albümünün şarkılarını da içeren bir film çekmişti. 'This Is Me Now.' Modern bir kadının aşk deneyimleri, aşkı arayışı ve keşfedişini anlatıyor. Kalbin içine giriyoruz, bir fabrika gibi bir sürü çalışan var. Çalışmak için gül yapraklarına ihtiyaçları var ama kalp kaskatı olmuş, çok az gül yaprağı var ellerinde... Oysa ki ışıl
ışıl parlaması lazım, kalp onun için var! İnsanın her şeyden önce kendini sevmesi gerektiğini anlatıyor. Kendini yargılamak, kendini taşlamak değil, sevmek... Öyle güzel bir yerden anlatmış ki! Hepimizin kalbine dokunuyor modern dünyada. Okuduklarımdan Me Before You, filmi de yapıldı 'Senden
Önce Ben' ki filmi de çok tatlıydı.

Aşkta eski moda jestler mi yoksa sosyal medyanın kolaylaştırdığı iletişimler mi? Nasıl jestler seni mutlu eder?
Kalbinden gelerek yapsın, nasıl olursa olsun. Kalbi büyük olsun ama.
Ekranın diğer tarafında olduğunda romantik komedileri mi tercih edersin yoksa dokunaklı aşk filmlerini mi? Neden?
Ah, ikisini de severim tabii ki! Derinlemesine karakterlerin dönüştüğü o kuvvetli aşk hikayeleri de çok özel, eğlendiğimiz, azıcık kendimize takıldığımız, bazen mizahi bir taraftan baktığımız tatlı romantik komediler de. En sevdiğim 'Sex and the City' tabii. O an ruhum hangisini isterse o sanırım. Bu arada ilişkilerin derinlemesine işlendiği filmler ve diziler de çok hoşuma gidiyor. Mesela Jessica
Chastain’in oynadığı 'Scenes of a Marriage'.
Kendinizi bir date’e çıkarsaydın, günü nasıl planlardın?
Hııım... Deniz kenarında güzel bir kahvaltı, sonra ormanda bir yürüyüş olabilir, denizi izleyebileceğimiz bir yerde sohbet etmek, doğanın içinde ve güzel bir restoranda çok lezzetli yemekler yemek.
Melis Sezen şu an en çok nelere heyecanlanıyor?
İmre’yle yolculuğum ve tabii 20 Aralık’ta çıkacak o müthiş enerjili Şımarık filmimiz için çok heyecanlıyım! Umarım hep birlikte eğleniriz!
Genel Yayın Yönetmeni: Işıl Cinmen
Fotoğraf: Alan Marty
Kreatif Direktör: Serli Gazer
Moda Editörü: Kumru Kermen
Söyleşi: Melis Karaca
Prodüksiyon: Rabia Demirelli
Saç ve Makyaj: Gwen Joncour
Işık Teknisyeni: Emir Şahin Kırıcı