Ceren Kandemir: Yazan Çizen Tüm Arkadaşlarıma Utanmazlık Dilerim

Ceren Kandemir, ilk şiir kitabı "Ayıp Payı"nda çocukluk, annelik ve şehir yaşamının kaosuyla bizi çok tanıdık hislerden yakalıyor.
Öfkeyi ve gülümsemeyi bir potada eriten Ceren Kandemir kimdir?
91’liyim, Adıyamanlıyım, İstanbul’da doğdum büyüdüm. Mezun olduğum gibi çeşitli reklam ajanslarında metin yazarlığı yaparak işe başladım, yayınevlerinde ve dergilerde çalıştım. Dergicilik ve reklamcılığa devam ediyorum.
Yazmak, çizmek zaten hayatında. theMagger için de yazıyorsun. Peki şiir nereden geldi?
Evet yaklaşık 2.5 senedir theMagger’dayım. Oldukça alan açan bir platform olduğu için orada söyleşiler de yapıyorum, reklam da yazıyorum. Şiir benim hayatımda çocukluğumdan beri tutunduğum bir anlatım biçimi. Bence yazmakla uğraşan hemen herkes, kendini ifade ederken en rahat hissettiği formu ilk görüşte aşk gibi bilir. Benim şiirle tanışmam da kendi evime çıkmak
gibi bir yolculuktu. Bana aitti ve orada çok özgür hissettim. Bir kere yazdım ve sonrasında ne olursa şiirle anlattım.
Ayıp Payı’nın raflara çıkması sürecini anlatabilir misin? Şiirlerini kitaplaştırma kararını nasıl aldın?
Şiirlerimin ne olacağı, başlarına ne geleceği konusunda hiç düşünmezdim. Okunacak mı, basılmalı mı, basılmaya değer bulunur mu? Bu sorular yoktu. Sonra bir gün bu yolla hiç tanışmadan kurabileceğim bağlara ihtiyacım olduğunu hissettim. Bazılarını içimden geldiği gibi dosya haline getirdim. Başta İnkılap Kitabevi, kitabın editörü İsmail Afacan ve eşim dostumun inancıyla raflara çıktı.
Şiir yazmaktan aldığın tadı nasıl tanımlarsın?
Şiir benim için gördüğüm hiçbir şeyin boşa gitmemesi demek. Neye üzülsem, neye sevinsem veya şaşırsam biliyorum ki o bir ara şiirleşir. Belki 10 yıl sonra, belki hemen o gün. Bu özelliğiyle şiir, bir sonraki günü merak etmemi sağlıyor. Şiir tamamlandığında ise o duygu her ne ise artık benden tamamen çıkmış oluyor.
Yazma sürecin nerede, nasıl gelişiyor? Belli bir güvenli alanın var mı yazmak için?
Aslında hiç belli bir yerim de zamanım da yok. Çalışma masaları, çalışma odaları bana biraz gerilim veren yerler. Şiir özelinde, tek başıma yürüyüşe çıkarım. Telefonumun notlar kısmına, defterlerin kenarına köşesine. Artık o an neresi olursa. Sokaklarda olmayı seviyorum çok ev insanı değilim. Şimdi düşününce tek bir güvenli alan geldi aklıma, ne yazarsam yazayım o saniye hiç editlemeden arayıp sesli okuduğum 3-5 kişi var. Hemen onları ararım. Metin veya
reklam yazarken de tam tersi işler, orada bir masa ve sessizlik arıyorum.
Kaleminin mizah yönü öfkeli duyguları aktarırken bile çok güçlü. Mizahtan nasıl faydalanıyorsun?
Mizah çoğumuz için sonradan öğrenilen bir baş etme alışkanlığı. Bu durumu bence birlikte büyüdüğün kim varsa onların acıyı nasıl ele aldığı belirliyor. Kendimi de, şiiri de, öfkemi de çok ciddiye almıyorum. Ama mizahı ciddiye alıyorum. “Gülelim eğlenelim, şuraya da bir şaka patlatayım” gibi bir yerden değil de o derdi nasıl çekilir hale getirebiliriz sorusunun bendeki cevabı mizah.
“Ayıp Payı” ne demek oluyor?
Ayıp Payı, en çok sofralarda kullanılan -en azından bizde çok kullanılan- bir tabir. Tabakta kalan son lokma anlamına geliyor. Almaya çekinilen ama bir yandan da akılda kalan. Alsan ayıp almasan israf. Aynı zamanda meyve ağaçlarının en tepesindeki meyvelerin toplanmayıp kuşlara bırakılmasına da denir. Kuşların payı, hayırlık, ayıp payı derler o meyveler için.
Bu kitapta çocukluktan kalma hisleri, eksik kalmışlıkları, hayal kırklıklarını anlatan dizeler de var, daha sert, daha yetişkin sayfalar da. Kişisel yolculuğunu da okuyor gibiyiz. Sen kendi hayatının en çok neresinden ilham aldın?
İlk kitap olması sebebiyle bu zamana kadar yazdığım tüm şiirlerin bir derlemesi gibi aslında bu kitap. Bu yüzden çocukluktan kalma hisleri gerçekten de çocukken, yetişkin bulduklarını da yetişkin olduğumda yazmışımdır muhtemelen. Çoğu da başkalarının başına gelen şeylerdir. İlham konusuna gelince, kendi hayatımdan çok başka hayatları izliyorum, dinliyorum. Benimki oldukça normal.😊
Annelik deneyimini anlattığın şiir çok etkileyici. Annelik sende neleri değiştirdi?
Çok teşekkür ederim. Annelik değil belki ama birinin sıfırdan doğup büyümesini izlemek büyük değişimlere sebep olmuştur. Başkalarını izlemeyi sevenler için bebeklerle uzun vakit geçirmek bir nimet. Çocuklar doğaya, duygulara, anatomiye veya sadece olmaya dair benzersiz sorular sorduruyor.
Şiirlerinde baban da çok var. Hem babalar ve kızları açısından düşündürüyor hem de yaşadıklarınıza çok gerçek, çok senden bir yerden bakıyorsun. Bir üst aramada sütyenin baleninin öteceğine atıfta bulunduğun bir detay dahi çok şey anlatıyor. O dönemlere seni ve bu bağlantıda olarak şiirini nasıl etkiledi?
Buna da aileyi ve akrabalık derecesini dışlayan bir yerden cevap verebilirim. Babam, yaşam yolculuğunu kendimi bildim bileli pür dikkat izlemeyi çok sevdiğim biri. Ne yazarsam yazayım hemen arayıp sesli okuduğum onun da bana okuduğu paylaşımcı bir ilişkimiz var. Kendi yollarımızda giderken bir sıra arkadaşlığı yapıyoruz. Dolayısıyla bahsettiğin “Yağmur Duası” şiirinde de, başka şiirlerde de bu dostluktan doğan anılar yer buluyor.
Son zamanlarda kimleri okuyorsun?
Şu an ne yazsa hemen okumak istediğim Melisa Kesmez’in Çiçeklenmeler’ini ve Haldun Taner’in Fazilet Eczanesi’ni okuyorum. Şair arkadaşım Can Bonomo’nun ilk romanı Ateşli Silahlar ve Bilardo’yu yeni bitirdim. Bir şairin roman yazma serüvenini incelemek açısından da çok değerliydi.
Yazıp çizen, kendi dünyasının dışında paylaşmayı hayal eden okurlarımıza ne önerirdin?
Öncelikle çok keyif aldım Melis, teşekkür ederim sana. Yazan, üreten tüm arkadaşlarıma ve kendime sonsuz utanmazlık, çekinmezlik dilerim. O kısıtlar aradan kalkınca gelen kuş hafifliğini aramayı hiç bırakmayalım. Ödümüzü patlatan tüm utanç ihtimallerini toplasak bile saklanmaya değmez.